1. Ana Sayfa
  2. Neler Oldu ?
  3. Denizlerin Yuttuğu Dev Şehirler

Denizlerin Yuttuğu Dev Şehirler

Uçsuz bucaksız denizlerin karanlık derinliklerinde akla hayale gelmeyecek büyüklükte şehirler ve tapınaklar var. Çoğu doğal felaketlerle sular altına gömülmüş bazılarını ise kimlerin yaptığı dahi bilinmiyor. Yeni ve gizem dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.

 Port-Royal

Bir zamanlar dünyanın en büyük su çağının merkeziydi. 1600’ lerde sadece korsanların yaşadığı Port- Royal  kimsenin müdahale edemediği kadar tehlikeli bir yerdi. Tüm dünyadan gelen Korsanlar yağmaladıkları mallarını getirip buradaki yeraltı tüccarlarına satıyor, onlar da bu ürünleri pazara sürüyordu. İdama mahkum olur suçlular, kaçaklar, katiller her biri Port- Royal’ı  evleri olarak kabullenmişlerdi. Korsanlar burada o kadar zengin bir hayat kurdular ki kelimenin tam anlamıyla altın içinde yüzüyor, kendi kurallarına göre yaşıyorlardı. Hatta korsan mal terimi bu adadan gelen ürünlere verilen isim ortaya çıkmıştır. Ta ki 1692 yılında saat tam 11.43 de büyük bir depremle su altında kalana kadar deprem bu korsan şehrinin tamamına yakınını denizde gömdü. İlginç olansa evler hatta yollar hiç yıkılmamış gibi yüzlerce metre derinlikte öylece duruyor. Kurtulmayı başaran Korsanlar dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Akdeniz, Hint Okyanusu, Amerika kıyıları onların yeni evleri haline geldi. Fakat hiçbiri bu yok olan adayı unutmadı.

Hintliler arasında çok uzun zamandır bir efsane dolaşıyordu bu Efsaneye göre tanrı Krishna içinde 70000 sarayın bulunduğu devasa bir şehir yaptırmış ve bu şehri altın gümüş gibi değerli madenler ile süslemişti. Karısının ölümünden sonra Krishna yavaş yavaş sular altına batarak gözden kaybolmuştu. Gerçekten de efsanenin geçtiği yerde araştırma yapan Arkeologlar; tarifleri uyan bölgede deniz seviyesinin 39 metre altında devasa bir şehir buldular. Hem de karbon testleri ile 9500 yıl kadar eskilere uzanan bir şehir. İsmi Lord Krishna şehri Dwarka olarak da biliniyor. İnanılmaz şiddetli bir akıntı olduğu için keşfedildiğinde oraya yemek imkansız gibiydi. Şu an bile şehre girebilen araştırmacı sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor Kadim Hindistan’ın bu gizemli şehri dünya tarihine bakışımızı önemli ölçüde değiştiriyor. Öyle ki 9000 yıl önce böylesine lüksü ve dev bir şehir inşa etmek benzeri görülmemiş bir şeydi. Bazı Arkeologlar ülkemizde Şanlıurfa sınırlarında bulunan ve 13000 yıl geçmişe dayanan Göbeklitepeyle Dwarka şehrinin aynı topluluk tarafından yapıldığını ve bu Kadim halkı her kimse yaptıkları eser insanlık tarihini kökten değiştirebileceğini düşünüyorlar.

Bazı iddialarsa efsanede geçen anlatımları daha uç noktalara taşıyor.efsane biraz garip özetle şöyle duvarda şehrinde iyi ve kötü Kral arasında büyük bir savaş yaşanıyor ve kötü Kral Salwa’nın uçan makinelerle şehre saldırıyor. Bu makinelerden güneş ışınlarına benzeyen silahlarla Ateş açıyor ve silahlardan Yıldırım sesleri gibi sesler çıkıyor. Efsanede kötü Kral Salwa’nın uçan makinelerle saldırması tabiri geçmesi ve 9000 yıl gibi çok eski bir tarihe uzandığı için bu Kadim şehrin ancak o dönemin insanları ve uzaydan gelen varlıkların birlikte yapabileceğini iddia eden araştırmacılar da var. Tabii ki bu sadece hayali bir iddaa ve gerçekler Dwarka şehri ortaya çıkarılabildikçe öğrenilecek.

Pavlopetri şehri

Yunanistan geçmişi milattan önce 2800 yılına kadar uzanıyor. Yani yaklaşık 5000 yıllık ama o da kimsesiz ve sessiz Pavlopetri bir zamanlar Akdeniz’e hükmeden gelişen bir limandı ve halkı aslında sıradan insanlardan oluşuyordu. Balıkçılar, çiftçiler, tekstilciler, hayvan besicileri hepsi gündelik hayatta ürettiklerini gemiler aracılığıyla Avrupa ve Asya’ ya pazarlıyorlardı. Kısacası huzur dolu ve mutlu bir yaşantıları vardı. Ancak günümüzden 3000 yıl önce karanlık bir gecede meydana gelen deprem onları da Akdeniz’in ılık sularına gömdü hem de Binlerce yıl boyunca balıklar dışında hiçbir ziyaretçileri olmamacasına. Kenti her zamanki gibi alışveriş için gelen tüccarlar şaşkına dönmüşlerdi. Çünkü takio ettikleri rota her zaman izledikleri bir rotaydı ve burada bir şehir olması gerekiyordu. Her inançta olduğu gibi doğal afetleri tanrılara bağladılar ve Poseidon’ un şehri cezalandırdığına inandılar. Biz ise Binlerce yıl aradan sonra o insanların girdikleri sokakları, kullandıkları eşyaları, yaşadıkları evleri, tekrar görüp nasıl bir hayatları olduğunu ve bir gece içinde yaşamları dahil her şeylerini kaybedişlerini hayal ediyoruz.

Sırada ise gerçekten gizemli ve hakkındaki sorular cevaplanamayan Sualtı yapısı var.

Yonaguni Piramitleri

1987 yılında köpekbalıklarıni gözlemlemek için uygun bir konum ararken keşfedilen bu piramitlerin insan yapımı mı yoksa doğal oluşumlar mı oldu hala kesin olarak netleşmedi. Bir düzen ve geometri olmasından dolayı insan ürünü olduğu aşikar. Fakat öyleyse en az 11000 yıl önce yapılmış olması gerekiyor. Çünkü o bölge en son buzul  çağından önce suyun üzerindeydi ve 11000 yıl önce buzulların erimesi ile su seviyesinin altında kaldı. Fakat bu kadar eski bir zaman diliminde devasa piramit yapabilecek hiçbir teknolojiyi ve medeniyet yoktu ve Japon tarihinde piramit yapmak gibi bir geleneğe de rastlanılmamıştır. Peki en az 11000 yıllık olan belki de çok daha eskilere uzanan bu tapınak vari piramit yapıyı kimler inşa etmiş olabilir?

O tarihin gelmiş geçmiş en güçlü kadınlarından biriydi. Kimine göre ise şu ana kadar yaşamış kadınların en güzeli. Çocukluğu kardeşinin onu esaret altına alması ve zindanlara kapatmasıyla büyük bir zorluk içinde geçse de Kleopatra Mısır hükümdarı olmayı başardı ve dünyaya kafa tutabilecek bir güce ulaştı. Çalkantılı hayatı hiçbir zaman dur durak bilmedi ve sonsuz aşk öykülerine konu oldu. Öyle ki isyankar RomA Markus Antonius ile yaşadığı aşk onu ölüme götürecek olsa da asla bitmedi ve Shakespeare’in dahi öykülerine konu oldu. Marcus Antoniusla birlikte Roma’ya başkaldıran Kleopatra bütün Akdeniz kıyılarını sevgilisiyle birlikte savaşarak dolaşmak zorunda kaldı. Nitekim sonunda romalılara yenik düştüler ve teslim olmak yerine Marcus Antonius ile birlikte ölmeyi seçtiler. Geçtiğimiz yıllarda Mısır’ın İskenderiye kendi açıklarında araştırma yapan ve dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen İskenderiye fenerinin kalıntılarını arayan Sualtı arkeologları farklı bulgularla karşılaştılar. Kısa süre sonra bu kalıntıların kraliçe Kleopatra’nın ünlü sarayın kalıntıları olabileceği anlaşıldı.

Sualtının zor koşullarında yapılan ve çok ağır ilerleyen arkeolojik kazılarda her gün yeni bulgular elde ediliyor görkemli Sarayları, heykelleri, tapınaklarıyla İskenderiye kentinin tam karşısında yer alan Saray milattan sonra 4. Yüzyılda bir depremin ardından sulara gömülmüştü. Denizaltı arkeologların yıllardan beri hayalini kurdukları Kleopatra’nın Sarayı’na ortaya çıkaran Francartrio ve ekibi 1992 yılından beri İskenderiye Limanı’nın açıklarında çalışmalarını sürdürüyor. Saray Tıpkı efsanelerde anlatılan gibi hem devasa büyük diye hem de paha biçilemez bir değere sahip. En önemli yanıysa Kleopatra’nın hüzün ve Macera Dolu hayatının kalıntılarını saklıyor. Markus Antonius ve kendisine bu özel Sarayı yaptıran Kleopatra’nın şanssızlığı ölümünden sonra da devam etti ve bütün hikayesi sulara gömüldü ta ki yeniden bulunup günışığına çıkarılana kadar.

Aslan Şehir Çin

Doğuhan Kralı milattan önce 150 yılında büyük ve görkemli bir şehir inşa ettirmeye karar verir. Fakat çalışmalarda o kadar çok işçi olur ki Şahinler Aslan şehrinin Krallığı sadece uğursuzluk getireceğini ve yok olacağını söylerler gerçekten de dedikleri gibi olur. Şehrin inşaatı bittikten kısa süre sonra Doğukan Krallığı diğer Çin krallıkları tarafından istila edilir ve şekli yaptıran Kral da Ailesi de burada idam edilir. Üstüne üstlük tam 2000 sene sonra para çalışmaları nedeniyle göl suları yükselir ve 62 futbol sahası büyüklüğündeki Aslan şehrini yutar. Günümüzde 40 metre kadar su altında kalan şehir Çin’in en önemli turistik merkezi haline geldi. Yılda yüz binlerce turist dalış yaparak Aslan şehrini geziyor. 2000 yıl önce şehrin duvarlarına yazılmış olan Kehanet de hiç bozulmadan gelen konukları karşılıyor. Gezegenimizin dörtte üçü denizlerle kaplı ve biz sadece çok az bir kısmını araştırabildik. Kimbilir daha ne Sırlar ve gizemler. Okyanusların soğuk ve karanlık akıntıları altında yatıyor. Yakın bir gelecekti bilmediğimiz Belki de unuttuğumuz acaba nelerle karşılaşacağız. Bekleyelim ve görelim…

Yorum Yap

Yorum Yap