1. Ana Sayfa
  2. LiSTEPLUS
  3. Hikayesiyle Yürekli Dağlayan 7 Efsane Türkü

Hikayesiyle Yürekli Dağlayan 7 Efsane Türkü

resized_df5ea-11bc5549turku

Türküler, türkülerimiz bizlerin özüdür.. Her birinin hemen hemen güzel bir hikayesi yahut acıklı bir hikayesi vardır. Bugün ki listemizde hikayelerinde yürekleri dağlayan türküleri sizlere aktaracağız.

Her biri bir yara izi, her biri unutulmayan türkülerimiz.. Listemize yediden geriye doğru başlayalım..

7- Hastane Önünde İncir Ağacı ;
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir delikanlı vatani görevini yapmak için askere gider. As­kerde verem hastalığına yakalanan genç, hava değişimi izni alarak Yozgat’a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün aile­si, hasta gence kızlarını göstermek istemez. Genç, tedavi için İstanbul’da hastaneye taburcu edilir, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı şevk ile bu günlere kadar gelen Hastane Önünde İncir Ağacı türküsünü yazar ve söyler. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak hastanede vefat eder..
Ailesi cenazesini Yozgat’a getiremez, gencin naaşı İstan­bul’da kalır.

İşte o türkü..

6- Hey OnBeşli ; 

Her ne kadar bazı kesimlerde oyun havası olarak çalınsa da, bu türkü cephede henüz 15 yaşında şehit olan küçük yavrular için yakılmış bir ağıttır.
Çanakkale Savaşı esnasında Anadolu’nun her yerinden Rumi-1315 doğumlu olanların (Miladi 1899) 15 yaşında gönüllü olarak vatan savunması için cephelere gitmeye savaşmaya karar verirler.
Bu 15 yaşında ki yiğitler cephede şehit düşerler. Bu türkü arkada kalan sevenleri tarafından yakılan bir ağıttır.

İşte O Türkü ; 

5- Yarim İstanbul’a Mesken Mi Tuttun ? 

Eski zamanlarda, Geçim derdiyle beli bükülen köy ahalisi , evlerinin reislerini, evlenme çağında oğlu olanlar da evlerinin delikanlılarını para kazanması için gurbete gönderirmiş. Anadolu’nun köy ve kasabalarından iş imkânlarının geniş olduğu büyük şehirlere özellikle de İstanbul’a çalışmaya gidenler senelerce oralarda kalırmış.
Memlekette bıraktıkları eşleri, nişanlıları da sevdikleri adamın yollarını gözler dururlarmış. Sevdiğinden gittiğinden bu yana haber alamamasından dolayı yazdığı aşırı özlem içeren türküdür.

İşte O Türkü ;

4- İki Keklik Bir Kaya’da Ötüyor ;

İki Keklik Bir Kayada Ötüyor Türküsü Hikayesi :
Balıkesir’e bağlı Edremit ilçesinin, Güre köyünün halkından kahveci Mehmet şevket efendinin karısı şöhret hanım tarafından oğluna yazılmış bir türküdür. Şöhret hanım, zamanın zengin kimselerindendir.
Şöhret Hanım zengin olduğu için zeytin toplamaya giderken cam topuklu ve rugan ayakkabılar giyermiş, elbiseleri de oldukça güzel ve diğer köylülerden farklıymış, oğulları Zekeriya Sarıkamış’a Enver Paşa komutasında askerlik vazifesini yapmaya gitmiştir.
Bu sırada ortam karlı olduğu için yol almak amaçlı karları zor da olsa aşarlarmış. Zekeriya, kar teperlerken kar kuyusuna düşüp şehit olmuştur. Şöhret hanımda ovada kekliklerle söyleşirken bu kötü haberi almıştır. Keklikler öterken şöhret hanımda oğlunun acısı ile bu türküyü yazmıştır.

İşte o türkü..

3- Yemen Türküsü (Burası Muştur Yolu Yokuştur) ; 

Osmanlı zamanında Yemen’de çıkan çatışmada şehit olan Osmanlı askerlerine yakılmış bir ağıttır. Osmanlı zamanında Yemen, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra buradaki hükümdarlığını sürdürebilmek için çok canlar verildi. Beş cephede birden savaşan Osmanlılar, Anadolu’dan asker sevkiyatı yaptı. Süren çatışmalar o kadar şiddetliydi ki Yemene asker gönderen aileler artık evlatlarının geri dönemeyeceğine inanır olmuşlardı. Birçok aile gerçekten de Yemene gönderdikleri evlatlarından bir daha haber alamadılar. Savaşın bitimi ardından sağ kalan askerler de yaşamlarını Yemen’de sürdürmüşler, geri dönememişler. Türkünün dizelerinde de bu hikayeden izler görmek mümkündür.

Neden Muştur ? Huş Mudur Muş Mudur Tartışması Devam Ediyordu ?

Şehit olan askerlerimizin başında Şemsi efendi bulunmaktaydı. Şemsi efendi süvari alay Komutanıdır ve Şemsi efendi de bu seferde şehit olur. Muş Malazgirt Adalar Mah doğumludur.
Şemsi efendi annesi bu türküyü ağıt olarak söylemiştir. Bu yüzden kelime Muştur.

İşte O Türkü ;

2- Hekimoğlu ; 

İsmiyle de anlaşıldığı gibi bu hikayede konu bir hüküm sürmek.. İşte efsane türkünün hikayesi,

Hekimoğlu (? – 26 Nisan 1913, Fatsa) asıl adı Hekimoğlu İbrahim olup Fatsa’nın Yassıtaş köyündendir. Uzun yıllar Fatsa, Ordu, Tokat, Niksar, Samsun dağlarında hüküm süren, halk arasında mertliği, yiğitliği ve yardımseverliğiyle şöhret yapan ve adına türkü yakılan halk kahramanlarından biridir. Osmanlı Devlet Arşivinde Ayhan Yüksel’in araştırmalarına göre, 1900’lerin ilk yıllarında Fatsa’da değirmencilik yaparken haksız bir suçlamayla karşılaşıp, Gürcü bir beyin yeğeni tarafından vurulmak üzereyken atik davranarak beyin yeğenini vurmuş ve ardından dağa çıkmıştır.
Daha sorna Gürcü Bey’i kan davası güderek Hekimoğlu’nun köyünde zulum yapmış ve ardından 3 kişi daha dağa çıkarak Hekimoğlu’na katılmıştır. Hekimoğlu zalimin zulmunu yanına bırakmamış, aynalı martinisiyle, attığını vurmasıyla namı yürümüş ve olay Türk-Gürcü çatışmasına dönmüştür. 15 Aralık 1908’de Fatsa müderrisinin Dahiliye Nezareti’ne çektiği telgrafnamede durum ayrıntılarıyla anlatılmış ve Hekimoğlu’nun dağdan indirilmesi için destek ve takip istenmiştir. Ama gerek Hekimoğlu’nun becerisi gerekse Türk köylerinden destek görerek saklanmasıyla uzun süre Hekimoğlu dağdan indirilememiş ve Gürcü Bey’e karşı faaliyetlerini arttırmıştır. Bir kaç sene sonra Osamanlı Devleti’nden affını talep etmişse de Şura-yı Devlet kararıyla af talebi kabul olunmamış ve 26 Nisan 1913 gönü doğduğu köyde sekiz saat süren bir çarpışma sonrası öldürülmüştür.
Hekimoğlu Türküsü ise ölümünden sonra adına yakılmıştır.
Bir Diğer Rivayet ise, Hekimoğlu’nun bir ağanın yanında çalışırken aşık olduğu kızla görüşürken kızın istemediği nişanlısı kişi tarafından öldürülmek istemesi üzerine o kişiyi vurup dağa çıkması da kaynaklarda geçmiştir.
Kızın Nişanlısının yakın arkadaşı yani Hekimoğlu’nun çalıştığı yerin sahibi adamın Hekimoğlu’nun peşinde olması üzerine Hekimoğlu dağlarda hüküm sürmüş yanına katılanlar olmuştur. Hekimoğlu köylü tarafından da hak yolda olduğu için çok sevilmekteydi. Bir gün yeğenleri öldürülür ve Hekimoğlu intikam için bir yere gider, orada Hekimoğluna haince pusu atarlar ve Hekimoğlu vefat eder. 
İşte O Efsane Türkü ;

1- Geldik listemizin birinci sırasına.. Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar ; 

Bu türküyü herhalde bilmeyen yoktur, oldukça hüzünlü bir türküdür. Türkü günümüzde kına gecelerinde halen söylenmektedir.

Ali askerlik arkadaşı Rıza’nın düğünü için gittiği uzak köyde güzel Zeynep’e ilk bakışta vurulur. Yüreğine sevda ateşi düşen genç adam oracıkta Zeynep’le evlenmeyi kafasına koyar. Kızlarını gurbet ellere göndermekten çekinen aile, Ali’nin köye okul yaptırma sözü vermesi üzerine gönülsüz de olsa teklifi kabul eder. Kardeşleri ve köyün diğer çocukları için fedakarlık yapan Zeynep ağlaya ağlaya gelin gider. Ali’nin babası okul ve düğün masrafları yüzünden baştan beri gelinine karşı öfkelidir. Üstelik kaynanası ve görümcesi, olmayacak kötülüklerle Zeynep’e adeta hayatı zindan ederler. Evlenirken kendisine gurbetlik çektirmeme sözü veren kocası Ali de ailesine karşı karısını korumayınca, Zeynep’in yüreği yaban ellerde kuş gibi çırpınmaya başlar. Anne, baba ve kardeş hasretiyle yüreği yanan Zeynep ince hastalığa tutulmuştur. Halinin kötüleştiğini ve başka çaresi kalmadığını anlayan kocası karısının köyüne gider ve ailesini getirir. Zeynep’i yatağında kendinden geçmiş halde, bu türküyü söylerken gören annesi fenalık geçirir. Zeynep’in hasreti dinse de hastalığı iyileşmez ve ruhunu teslim eder. Bu türkü halen kına gecelerinde en çok söylenen türkülerin başında gelmektedir.

Yorum Yap

Yorum Yap